ADANA
| Valisi | Yavuz Selim Köşger |
|---|---|
| Nüfusu | 2.280.484 Kişi |
| Başkenti | Ankara |
| Para Birimi | Türk Lirası |
| Yüzölçümü | 1.945 Km² |
| Konuşulan Diller | Türkçe |
| Belediye Başkanı | Zeydan Karalar |
Aksaray Rehber Dostları
Ankara Rehber Dostları
Çankırı Rehber Dostları
Eskişehir Rehber Dostları
Karaman Rehber Dostları
Kayseri Rehber Dostları
Kırıkkale Rehber Dostları
Kırşehir Rehber Dostları
Konya Rehber Dostları
Nevşehir Rehber Dostları
Niğde Rehber Dostları
Sivas Rehber Dostları
Yozgat Rehber Dostları
Ağrı Rehber Dostları
Ardahan Rehber Dostları
Bingöl Rehber Dostları
Bitlis Rehber Dostları
Elazığ Rehber Dostları
Erzincan Rehber Dostları
Erzurum Rehber Dostları
Hakkari Rehber Dostları
Iğdır Rehber Dostları
Kars Rehber Dostları
Malatya Rehber Dostları
Muş Rehber Dostları
Tunceli Rehber Dostları
Van Rehber Dostları
Amasya Rehber Dostları
Artvin Rehber Dostları
Bartın Rehber Dostları
Bayburt Rehber Dostları
Bolu Rehber Dostları
Çorum Rehber Dostları
Düzce Rehber Dostları
Giresun Rehber Dostları
Gümüşhane Rehber Dostları
Karabük Rehber Dostları
Kastamonu Rehber Dostları
Ordu Rehber Dostları
Rize Rehber Dostları
Samsun Rehber Dostları
Sinop Rehber Dostları
Tokat Rehber Dostları
Trabzon Rehber Dostları
Zonguldak Rehber Dostları
ARNAVUTLUK
KARADAĞ
KOSOVA
MAKEDONYA
SIRBİSTAN
BOSNA HERSEK
ALMANYA
İZLANDA
SLOVAKYA
AVUSTURYA
İTALYA
SLOVENYA
BELÇİKA
LETONYA
İSPANYA
BULGARİSTAN
LIHTENŞTAYN
İSVEÇ
ÇEKYA
LİTVANYA
İSVİÇRE
DANİMARKA
LÜKSEMBURG
ESTONYA
MALTA
FİNLANDİYA
HOLLANDA
FRANSA
NORVEÇ
HIRVATİSTAN
POLONYA
YUNANİSTAN
PORTEKİZ
MACARİSTAN
ROMANYA

| Valisi | Yavuz Selim Köşger |
|---|---|
| Nüfusu | 2.280.484 Kişi |
| Başkenti | Ankara |
| Para Birimi | Türk Lirası |
| Yüzölçümü | 1.945 Km² |
| Konuşulan Diller | Türkçe |
| Belediye Başkanı | Zeydan Karalar |
Birçok kaynağa göre Adana ismi Hitit İmparatorluğu egemenliğindeki Kizzuvatna krallığının Adaniya adlı şehrinin isminden türemiştir. Yunan kolonizasyonu dönemiyle birlikte bölgeye yerleşen Yunan halkları tarafından ortaya atılan iddialar ise bu ismin; Mısır'dan gelip Yunan şehri Argos'a yerleşen mitolojik Yunan kabilesi Danaoi ya da efsanevi karakter Danaus'la ilgili olduğu şeklindedir.
Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin deltasında verimli sulak arazide kurulu Adana'nın tarihi, coğrafi konumu nedeni ile MÖ 6000 yıllarına dek uzanmaktadır. Adana, Antik Kilikya Bölgesi'nin en önemli şehirlerinden birisidir. Hititlerden Osmanlıya, gelmiş geçmiş birçok medeniyetin beşiğidir. Yaygın görüşe göre Adana, adını Yunan mitolojisine göre gök tanrısı Uranus'un oğlu Adanus'tan almıştır. Ancak bu konuda başka görüşler de ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre Adana'ya ait en eski yazılı kayıtlara ilk defa, Anadolu yarımadasının en köklü uygarlıklarından biri olan Hititlerin kaya kitabelerinde rastlanmaktadır. Boğazköy metinleri olarak bilinen ve MÖ 1650 yılına tarihlenen bir Hitit tabletinde, Adana havalisinden Uru Adania yani Adana bölgesi olarak bahsedilmektedir. Bu konuda sadece bu tablet dikkate alınacak olsa bile Adana isminin en az 3640 yıllık bir geçmişi vardır. Bir başka rivayete göre eski çağlarda Seyhan Nehri kıyılarının bol miktarda söğüt ağacı ile kaplı olması ve bu ağacın Mezopotamya kavimlerince And ağacı olarak tanınması da kente Adana isminin verilmesinde etkili olmuştur. Yine başka bir görüşe göre, ormanlık yörelerde yaşadığına inanılan fırtına tanrısı Adad (Tesup) adının, ormanları bol Toroslar ile Seyhan Nehri bölgesinin oluşturduğu Adana yöresine isim olarak verilmiş olduğuna inanılmaktadır. Fenikeliler de bölgeye efendi anlamına gelen tarım ve bitki tanrısı Adonis'in adını vermişlerdir.
Tarihî araştırmalardan elde edilen bilgilere göre Adana, Yontma Taş Devri'nden bu yana yerleşim yeri olmuştur. Kilikya'nın en eski yerleşim merkezlerinden biri Tepebağ Höyüğü ilk çağlardan kalmadır. Höyükte rastlanan surlarla çevrili kent çekirdeği burada Neolitik Çağ'da yaşayan kent dönemine ışık tutmaktadır.
Kilikya yöresinde yapılan arkeolojik araştırmalar neticesinde on değişik uygarlık ile devlet, krallık, beylik ve padişahlık gibi çok çeşitli siyasi güçlerin ortaya çıktığı görülmüştür. Kilikya'yı egemenlikleri altına alan medeniyetler şu şekilde sıralanabilir: Luvi Krallığı, Kizzuvatna Krallığı, Hitit Krallığı, Kue (Ove) Krallığı, geç Hitit Krallığı, Asur Krallığı, Syennesis Krallığı, Pers İmparatorluğu, Helenistik Dönem, Selevkos Krallığı, Otonom Dönem, Roma İmparatorluğu, Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Ramazanoğlu Beyliği ve Osmanlı İmparatorluğu.
Orta Çağ'da da Adana eski önemini korumaya devam etmiş, bu durum İpek Yolu'nun buradan geçmesiyle daha da artmıştır. Bu dönemde buraya egemen olan uygarlıklar ise şunlardır: Doğu Roma İmparatorluğu (395 - 638), Selçuklular (1071 - 1097). Bu dönemde çeşitli uygarlıklar Kilikya bölgesine egemen olmak için savaşlar yapmışlardır.
7. yüzyılın ortalarında şehir Araplar tarafından ele geçirilmiştir. Arap kökenli bir kaynağa göre şehrin ismi Yazene'nin torunu Ezene'den gelmektedir.
Bizans 964'te Adana'yı yeniden ele geçirmiştir. 1071'de Alp Arslan'ın Malazgirt Meydan Muharebesi zaferinin ardından Selçuklular, Bizans İmparatorluğu'nun büyük bir kısmını hâkimiyeti altına almıştır. 1071 yılından bir süre önce Adana'ya ulaşıp şehri ele geçirmişlerdir ve 1097'de Birinci Haçlı Seferi önderi Tancred, Adana'yı ele geçirene kadar şehri ellerinde tutmuşlardır.
1132 yılında I. Levon komutası altındaki Kilikya Ermeni Krallığı tarafından ele geçirilmiştir. 1137'de ise bölgeye Bizans kuvvetlerince el konulmuştur fakat Ermeniler 1170 dolaylarında şehri yeniden hâkimiyetleri altına almışlardır. 1268'de şehrin büyük bir bölümünü yıkan şiddetli bir deprem meydana gelmiştir. Deprem sonrasında Adana yeniden inşa edilip 1359'a kadar Kilikya Ermeni Krallığı'nın bir bölümü olarak kalmıştır ancak yapılan bir barış antlaşması sonucu şehir III. Konstantin tarafından Mısır'ın Memlük Sultanı'na devredilmiştir. Memlüklülerin şehre girmesiyle beraber birçok Türk ailesinin Adana'ya yerleşmesine olanak sağlanmıştır. Memlükler tarafından getirilen Ramazanoğulları, Osmanlılar Adana'yı ele geçirene dek şehirde hüküm sürmüş Türk ailelerinden birisidir.
I. Dünya Savaşı'ndan sonra Adana ve çevresi Fransa tarafından işgal edildi. Mustafa Kemal Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı esnasında gösterdiği diplomatik başarı sonucu yapılan 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşması ile Fransa, Adana ve çevresinden çekilmek zorunda kaldı (5 Ocak 1922).
II. Dünya Savaşı sırasında (30 Ocak 1943) İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve İsmet İnönü, Adana'ya 23 kilometre uzaklıktaki Yenice'de bir araya gelmiştir. Toplantıda Churchill, Türkiye'nin müttefikler yanında II. Dünya Savaşı'na katılmasını istemiş, ancak İnönü bunu reddetmiştir. Tarihte bu zirve Adana Buluşması olarak bilinir.
1955 yılında Demokrat Parti hükûmetinin Abd ile yaptığı anlaşma gereği olarak, Adana'nın 10 km doğusundaki İncirlik beldesinde Nato Hava Üssü kuruldu. Soğuk savaş yıllarında, 1991 Körfez Savaşı'nda ve 2003 Irak Savaşı'nda etkin olarak kullanılmıştır.
1956 yılında Seyhan Barajı ve Hidroelektrik Santrali hizmete açıldı. 1998 yılında 6,2 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiştir. Ceyhan Depremi olarak bilinen depremde çoğu Ceyhan'da olmak üzere toplam 145 kişi yaşamını kaybetti.
Adana, 1986 yılında çıkarılan 3306 sayılı Kanun ile Büyükşehir unvanı kazandı. Başlangıçta iki ilçe (Seyhan ve Yüreğir) Adana Büyükşehir Belediyesinin sınırlarına dâhil edildi. 2004 yılında çıkarılan 5216 sayılı Kanun ile büyükşehir belediyesinin sınırları, valilik binası merkez kabul edilerek yarıçapı 30 kilometre olan dairenin sınırlarına genişletildi. Bu sınırlar içinde kalan 5 ilçe, büyükşehir ilçe belediyeleri hâline geldi. 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı Kanun ile 2014 Türkiye yerel seçimlerinin ardından büyükşehir belediyesinin sınırları il mülki sınırları oldu.
AKYATAN GÖLÜ
Türkiye'nin en büyük, kıyılardaki koyların ve girintilerin ağız kısımlarının dalga biriktirmesiyle oluşan lagün gölüdür. Lagün alanı 14.000 ha, en derin yeri 4 m, genişliği 4 km, uzunluğu 17 km'dir. Deniz ile arasında yer alan 20 m yüksekliğindeki kum tepeleri arasından 2 km'lik bir kanalla fazla sularını Akdeniz'e boşaltır. Miktarı mevsime ve denize yakınlığa göre değişse de göl suları tuzludur. Gölde dalyan balıkçılığı, kuş gözlemi, balık tutma ve avlanma gibi etkinlikleri yapılır.
---
TOROSLAR
Adana Toros Dağları'nın sarmaladığı bölgede doğanın muhteşem güzellikleri sergilenir. Yüksek zirveleri, bazı noktalarda 3000 metreyi aşan bu dağlar, Türkiye'nin en zengin biyoçeşitliliğine ev sahipliği yaparlar. Adana ilinin kuzeybatısı, kuzeyi ve kuzeydoğusu, Orta Toros Dağları tarafından sarılmış durumdadır. Doğuda ise Amanos Dağları ile sınırlanmıştır. Orta Toroslar üzerinde, batıdan doğuya doğru sırasıyla Bolkar Dağları, Aladağlar ve Tahtalı Dağları yer alır. Ayrıca, Orta Toroslar'ın kuzeydoğu uzantısını oluşturan Binboğa Dağları, Adana ilinin sınırlarını aşarak Kahramanmaraş iline doğru uzanır. Bu muhteşem doğal alanlar, Türkiye'nin doğal mirasının en değerli parçalarından birini oluşturur.
---
ALADAĞLAR
Niğde, Kayseri ve Adana illerinin sınırlarının kesiştiği bir noktada yer alır. Bu bölgedeki dağlar, Aladağlar olarak adlandırılır ve en yüksek zirveler bu dağlar üzerindedir. Aladağlar, kuzeydoğu yönünde yaklaşık 100 kilometre uzanır ve genişliği yaklaşık 40 kilometredir. Batıda Çakıt Suyu Vadisi ile Pozantı ve Kırkpınar Dağları'ndan, Ecemiş Koridoru ile de Bolkar Dağları'ndan ayrılır. Aladağlar, Zamantı Suyu, Eğlence Deresi, Çakıt Suyu ve bunların kolları ile parçalanmıştır. Dağların yamaçlarında birçok kaynak bulunmaktadır. Batı yamaçları, doğu yamaçlarına göre daha dik bir yapıya sahiptir.
---
TAHTALI DAĞLAR
Zamantı (Sanvantı) ve Göksu nehirlerinin arasında uzanan dağlar topluluğuna Tahtalı Dağları denir. Bu dağlar, Kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda yer alır ve üzerlerinde Koç Dağı, Soğanlı Dağı, Beydağı, Alaylı Dağı, Bakır Dağı gibi zirveler bulunur. Seyhan ve Ceyhan vadileri arasında uzanan Binboğa Dağları ile birlikte eskiden antitoros denilen dağların bir parçasıdır. Dağlar, güneye doğru vadilerle bölünmüş ve ulaşılması zor bir görünüme sahiptir. Kuzeydoğusunda genellikle çıplak olan bu dağlar, güneye doğru gidildikçe daha ormanlık bir bitki örtüsüyle kaplanır. Gülek Boğazı ve Kozan'ın Akçalıuşağı köyünden sonraki Elmadere Geçidi gibi geçitler dışında, dağlar üzerindeki ulaşım oldukça kısıtlıdır.
---
BOLKAR DAĞLARI
Kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan ve yaklaşık 150 km uzunluğunda olan bir dağ silsilesidir. Genişliği yer yer 40-50 km'ye kadar çıkar ve Ereğli ovası ile Akdeniz kıyıları arasında engel oluşturan bir duvar gibi yükselir. Akdeniz kıyıları ile İç Anadolu arasında ulaşımı güçleştiren Bolkar Dağları'nın doğudan aşıldığı düzenli bir karayolu bulunmamaktadır. Başlıca karayolları, kütlenin kuzeyinden ve güneyinden geçmektedir. Bu yollar arasında doğuda olanı, kara ve demiryolunun bir ölçüde birbirini izlediği Ecemiş Koridoru'dur. Ayrıca, Antik Çağ'daki adı 'Pylae Ciliciae' olan Gülek Boğazı da önemli bir geçiş noktasıdır.
---
ÇUKUROVA
Çukurova, tarihi adıyla Cilicia Pedias; Adana, Mersin, Osmaniye ve Hatay illerini içine alan Güney Anadoludaki coğrafi, ekonomik ve kültürel bir bölgedir. 6.4 milyon nüfusuyla, Türkiye'deki en büyük nüfus yoğunluğuna sahip bölgelerinden biridir.
Çukurova batıda Erdemli'den başlamakta olup Akdeniz boyunca doğuya doğru uzanmakta, en kuzeyde Tufanbeyli'ye kadar genişlemekte, İskenderun Körfezi'ni kuşatmakta, güneyde Erzin'e dönmekte ve son olarak da Suriye sınırındaki Yayladağı'nda son bulmaktadır. Çekirdek alanı ise batıda Mersin'i, kuzeyde Kozan'ı, doğuda Osmaniye'yi ve güneyde Akdeniz'i kaplayan Çukurova (Kilikya) düzlüğüdür.
---
SEYHAN
Kaynağı Kayseri-Pınarbaşı'daki Tahtalı Dağları'ndan çıkar. Adana'ya 80 km kala Aladağ ilçesinin Akinek Dağı yamaçlarında Zamantı suyuyla birleşerek Seyhan Nehri'ni oluşturur. Çukurovanın batı kenarı, Adana-Mersin sınırında Deli Burnu'nda Akdeniz'e dökülür.
Toplam Uzunluğu: 560 Km'dir.
Kolları: Göksu Çayı, Zamantı Irmağı, Eğlence Deresi, Adana Doğançay, Çakıt Nehri, Üçürgesuyu Çayı
Seyhan Nehri üzerinde 8 adet baraj ve/veya Hes bulunmaktadır. Toplam 742 MW kurulu güce sahip bu hidroelektrik santraller ile Türkiye'deki Hes'lerden üretilen elektriğin yüzde 2,466 oranı, toplam elektrik tüketiminin ise yüzde 0,724 oranı karşılanır.
---
CEYHAN
Elbistan'ın 3 km Güneydoğusunda, Pınarbaşı Mevkii'nden doğan ve Elbistan'ın ortasından geçen Ceyhan, şehrin can damarıdır. Akdeniz Bölgesi'nin en büyük akarsularındandır. Çukurova'da geniş bir delta oluşturarak Akdeniz'de İskenderun Körfezi'ne dökülür.
Toplam Uzunluğu: 509 Km'dir.
Kolları: Söğütlü, Hurman, Göksun, Mağara Gözü, Fırnız, Tekir, Körsulu, Aksu Çayı
Nehir üzerinde kaynağından denize doğru sırasıyla Sarsap, Kandil, Sarıgüzel, Hacınınoğlu, Menzelet, Kılavuzlu, Sır (Kahramanmaraş), Berke, Aslantaş (Osmaniye), Oşkan ve Berkman hidroelektrik santralleri yer almaktadır.
01.Aladağ, 02.Ceyhan, 03.Çukurova, 04.Feke, 05.İmamoğlu, 06.Karaisalı, 07.Karataş, 08.Kozan, 09.Pozantı, 10.Saimbeyli, 11.Sarıçam, 12.Seyhan, 13.Tufanbeyli, 14.Yumurtalık, 15.Yüreğir
Adana, Anadolu yarımadasının güneyinde ve Akdeniz kıyısında yer alan 36°30-38°25 kuzey enlemleri ile 34°48-36°41 doğu boylamları arasında ve Akdeniz Bölgesi’nde yer almaktadır. Adana, tarihte Batılılar tarafından daha çok Kilikya olarak bilinen Çukurova'ya bir giriş kapısı olarak Akdeniz'in kuzeydoğu kıyısında bulunmaktadır. Bu geniş düzlük Toros Dağları'nın güneydoğusu boyunca uzanır.
Adana kuzeyinde Kayseri, doğusunda Osmaniye, kuzeydoğusunda Kahramanmaraş güneydoğusunda Hatay, kuzeybatısında Niğde ve batısında Mersin illeri ve güneyinde Akdeniz ile çevrilidir. Güneyi 160 km'yi bulan Akdeniz kıyılarıyla sınırlanan ilin denizden yüksekliği 23 metredir.
FLORASI
Dünyada görülen 3035 endemik türden en az 470’i Adana’da görülmektedir. Torosların kuzeyden gelen soğuklara karşı Akdenizle kucaklaşmasıyla kendine has ılıman bir ortam oluşturması farklı bitki ve hayvanların yaşama şansını arttırmış, bu da bölgenin biyo çeşitliliğini arttırmıştır. Çukurova bölgesinde yumrulu bitkilerden Kardelen (Galanthus Plicus), Yabani Siklamen (Cyclamen Mirabille Hidebr), Ada Soğanı, Nergis (Narissus), Sümbül (Ylacinthus) ve benzeri bitkilere bahar aylarında sıkça rastlanir.
FAUNASI
Karanfildağı‘nda 137‘si erkek, 88‘i dişi ve 120‘si yavru olmak üzere toplam 345 adet dağ keçisi çıktı. Akyatan Yaban Hayatı Koruma Sahası‘nda ise 320 adet yaban domuzu, 145 çakal, 40 adet kuyruk süren ve 6 adet geyiğin varlığı tespit edildi.
ADANA TAŞ KÖPRÜ
Dünyanın hala kullanılan en eski köprüsü ünvanına sahip, Adana'nın simgesi olarak kabul edilen köprü, bir Roma dönemi eseridir. Taşköprü'nün Roma İmparatoru Hadrianus tarafından, Adana Arkeoloji Müzesi'nde bulunan kitabesine göre 1700 yıllık olan köprü Roma İmparatorluk Dönemi'nde “Auxentios” adlı bir mimara yaptırıldığı ve Roma İmparatoru I. Justinianus zamanında ciddi şekilde onarıldığı aktarılmaktadır. Seyhan Nehri üzerinde bulunan, aslen 21 gözlü olan köprü, Seyhan Nehri'nin ıslahı sırasında 7 gözünün toprak altında kalmasıyla 14 gözlü olarak hizmet veriyor. İlk yapıldığında yarı yarıya daha dar olan köprü daha sonra genişletilmiştir. Köprünün her iki girişinde de şu anda mevcut olmayan taç kapısı olduğu bilinmektedir. Osmanlı döneminde birkaç kez onarılan Köprünün toplam uzunluğu 310 metre, genişliği ise 11.4 metredir.
EFSANESİ
Üzüm dolu bir sepet içinde yılanın bu adaya ulaşamayacağını umuyordu. Ancak ne yazık ki, efsaneye göre yılan, adaya ulaşmayı başardı ve kızı sokarak öldürdü. Bu efsane sonucunda kral, kızının anısını yaşatmak amacıyla nehrin iki yakasını birleştiren bir köprü inşa ettirmeye karar verdi.
---
BÜYÜK SAAT KULESİ
Modernleşmenin simgesi olarak görülmüş Saat Kulesi'nin inşasına, 2 yıla yakın valilik yaptığı Adana’da 17 Mayıs 1880’de sirozdan hayatını kaybeden Ziya Paşa ile başlandı ve 1882 yılında Abidin Paşa zamanında tamamlandı.
Yüksekliği 32 metre olan kule kare prizma şeklindedir ve kulenin duvarları tuğla ile inşa edilmiştir. Sağlam durması amacıyla temelinin 35 metre derinliğinde kazıldığı söylenmektedir. 8 metre genişliğindeki kulenin tepesine 110 basamaklı merdivenle çıkılabilmektedir. Kulenin inşası sırasında Osmanlıda saat kuleleri vardı. Bu saat kuleleri arasında en yükseği Büyük Saattir. İkincisi ise 27 metre ile Dolmabahçe Saat Kulesi'dir. 2013 yılında restorasyonu çalışmasına başlanmış ve 2014 yılında restorasyonu bitmiştir.
---
SABANCI CAMİİ
Temeli 13 Aralık 1988'de atılmıştır. 65 bin metrekarelik arsası Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından Türkiye Diyanet Vakfı'na devredilmiş; halkın bağışları ile caminin %50'si tamamlanmıştır. Geri kalan %50, Hacı Sabancı ve onun ölümünden sonra Sabancı ailesi tarafından karşılanmış; bu nedenle başlangıçta Merkez Camii olması düşünülen adı Sabancı Merkez Camii hâlini almıştır.
1998 yılında hizmet vermeye başlayan Cami, 28.500 kişiye ibadet imkanı sağlayabilmekte olup Balkanlar’ın ve Ortadoğu’nun en büyük camilerinden biri olan Sabancı Merkez Cami, Klasik Osmanlı mimarisi tarzında yapılmış, Seyhan Irmağı kenarında görkemli bir yapıya sahip olan 6 minareli Sabancı Cami'nin 32 metre çapındaki kubbesi sekiz fil ayağı üzerine oturmaktadır. Genel görünüm olarak Sultan Ahmet Camii'ne, plan ve iç mekân olarak Selimiye Camii'ne benzer. Bu sebeple “Selimiye’nin Eşi, Sultanahmet’in Kardeşi, Kocatepe’nin Çağdaşı” denilen Caminin Kubbesinin namaz kılınan kottan itibaren yüksekliği 54 metre’dir. Ana gövdeye bitişik 4 minare 99 metre, son cemaat mahallindeki iki minare ise 75 metre yüksekliktedir.
4 yarım kubbe, 5 kubbe, 6 minaresi vardır; bunlar 4 halife ve 4 mezhebe, İslam'ın 5 şartına, imanın 6 şartına karşılık gelmektedir. 32 metre çaplı ana kubbe 32 farza, avludaki 28 kubbe Kur'an'da adı geçen 28 peygambere, ana kubbedeki 40 pencere Hz. Muhammed'in peygamber olduğu yaşa ve 40 Rekat Namaza, 99 metrelik 6 minare Allah'ın 99 güzel ismine karşılık gelir.
20.000 kişilik Cami (açık alanın düzenlenmesiyle 28.500 kişi), son cemaat mahaliyle birlikte 6.600 m2 yayılmıştır. Toplam 58.900 m2 alan üzerinde kurulmuş olup, 12.900 m2 kapalı alana sahiptir.
Caminin projesi yarışma sonucu seçilen Mimar - Mühendis Necip Dinç tarafından yapılmış ve yapım esnasında müşavirlik ve uygulama aşamalarını da yürütmüştür.
Camide bulunan hat eserlerinin tamamı, Hattat Hüseyin Kutlu’ya aittir. Cami çinileri, klasik İznik çinisi tekniği ile yaptırılmıştır. Ana kubbede 9 m çapında Bakara Suresi'nin 255. Ayeti (Ayet-el Kürsi) yazılıdır. Güney cephede bulunan kuşak yazısı ise Nur Suresi nin 35., 36., 37. ve 38. ayetleridir. Güney cephede bulunan dört adet pano, büyüklük bakımından dünyada en büyük cami panolarıdır.
Cami de bulunan tüm nakış eserleri ve çinilerin desenleri, Mimar Nakkaş M. Semih İrteş’e aittir. Mihrap, minber, kürsü, taç kapı ve diğer kapılar mermer olup, klasik Osmanlı camilerinde bulunan eserlere benzer tarzda çizilmiş ve Nihat Kartal Usta tarafından yapılmıştır.
Ahşap kapılar kündekari tarzında olup, Ahmet Yılçay Usta tarafından, bütün vitraylar Abdulkadir Aydın Usta tarafından, mukarnas işleri Ali Turan Usta tarafından yapılmıştır.
İç seslendirme projeleri, Philips tarafından çizilmiştir. Bu projelerde Philips’in malzemeleri kullanılarak, proje gerçekleştirilmiştir. Ayrıca camide asansörlü minareye konan ve Aselsan tarafından sağlanan merkezi telsiz yayını ile 60 km. çaplı bir daire içinde kalan 275 adet camiye merkezi yayın sistemi ile vaaz yayını yapılmaktadır.
---
ADANA ULU CAMİİ
Selçuklu, Memlûklu ve Osmanlılar Dönem'lerine ait mimarî karakterleri üzerinde toplayan bu eserin üç ayrı kitabesinden, ilk defa 1513 yıllarında Ramazan oğlu Halil Bey tarafından inşasına başlandığı, 1541 yılında Halil Beyin oğlu Piri Mehmet Paşa tarafından bitirilerek ibadete açıldığı anlaşılmaktadır. Ramazanoğlu Halil Bey ve Piri Mehmet Paşa ile Mehmet Paşa'nın iki oğlu caminin güneydoğusundaki 1541 tarihli türbede yatmaktadır.
Caminin mimarisi Selçuklu ve Memluk üsluplarını taşıyan Camii''nin Giriş kapısının üzerinde kademeli bir sistemle yukarı doğru sivrilen sarkıtlı konik çatı, Selçuklu dönemi mimarisinin özelliklerini taşımaktadır. Bu durum, XVI. yüzyılda küçük bir beylik olan Ramazanoğullarının burada önce küçük bir mescit yaptırdığını; fakat beyliğin büyümesi ve mescidin yetersiz kalması nedeniyle bugünkü binanın yapıldığını düşündürmektedir.
Bütünüyle 34,50 x 32,50 metre ölçülerinde kareye yakın dikdörtgen plânlı olan Ulu Camii'nin batı ve doğu yönündeki iki büyük kapısından avluya girilmektedir. Caminin esas ibadet mekânına ilâveten, bölgenin sıcak oluşu ve daha fazla cemaatin ibadet etmesi düşünülerek avlunun bir kısmı ahşap örtü sistemi ile kapatılarak büyük bir son cemaat yeri haline getirilmiştir. Doğu cephedeki avlu kapısında ve caminin esas mekânının cephesinde, siyah ve beyaz mermer levhalar kullanılarak cephe görünüşüne renk katılmıştır. Yarı sivri kemerlerin konturları stalâktit ve bitki motifleri ile süslenmiştir. Enine uzanan dikdörtgen plândaki esas ibadet mekânı, Kıble duvarına paralel konmuş dört sütun ile iki nef (şahın) teşkil etmekte ve sütunlar hafif sivri kemerlerle birbirine bağlanmaktadır.
Medrese, türbe, imaret, dar'ül hadis, Dar'ül Şifa, Sıbyan Mektebi gibi yapıları da içeren Ramazanoğlu Külliyesi'nin bir parçasıdır. Külliyenin günümüze kadar gelebilmiş diğer kısımları; medrese, türbe ve Ramazanoğulları Saray Selamlığıdır. Medrese, Türk-İslam Kültür Merkezi adıyla işlev görmektedir. Günümüze gelememiş imaretin yerinde, geçmişte Adana Islahanesi, Hamidiye Sanayi Mektebi ve İnkılap İlkokulu olarak kullanılmış, halen İmam Hatip Ortaokulu olarak kulanılan tarihî bir eğitim binası bulunur. Cami, 1998 Adana-Ceyhan Depremi'nde hasar görmüş; 1998-2004 yıllarında onarılıp ibadete açılıştır.
---
YAĞ CAMİİ
Saint Jacque adına yaptırılmış, bir Haçlı Kilisesidir,1501 yılında Ramazanoğlu Halil Bey tarafından camiye çevrilmiştir. Camii, sade bir mimari yapıya sahiptir. Taç kapısı, anıtsaldır. Yapı, basık kemerli, kavsaralı, mukarnaslı, kalkanlıdır. Üzerinde bir sıra sülüs hatlı kitabe vardır. Bir zamanlar önünde yağ pazarı kurulduğu için bu ismi almıştır.
---
AKÇA MESCİT
Adana'nın en eski yapılarından biri olan Akça Mescit Ramazanoğlu Şahabeddin bey zamanında Ağcabey tarafından yaptırılmıştır. Yapının giriş kapısı, bitkisel desenli rölyefle bezemeli olup mihrabı taştandır ve oldukça etkileyicidir. Adana'nın en eski Türk yapısı olarak bilinen Akça (Ağca) mescit, Ulu Cami Mahallesinde ve Ulu Cami’ye 60 metre mesafede, 2. Sokakla 4. Sokağın kesiştiği köşede bulunmaktadır. Ramazanoğlu Şahabeddin Bey zamanında Türkmen beylerinden biri olan Ağcabey tarafından yaptırılmış olduğu için bu adı almıştır.
1930'lu yıllarda müze deposu olarak kullanılan yapı, 1964'te ve 1998 depreminde ciddi ölçüde hasar gördükten sonra 2004'te Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tamir ettirilmiştir. Eskiden, Türklerin yapmış oldukları eserlere eserin yapılış tarihini belirten yazılı kitabeler konulduğu gibi, bazı rumuzlarla da tarihlendirilmekte idi. Ebcet denilen bu şekil tarihlendirmeyi Akça mescit üzerinde de görülmektedir. Bugünkü kitabenin bulunduğu cümle kapısının üzerinde daha önce kabartma olarak yapılmış ve bugün izleri mevcut iki kuş figürü bulunmaktadır ve bu kuş figürleri ebcet hesabıyla bir tarih meydana getirmektedir.
Böylece, burada 406 rakamına denk gelen kuş figürü iki tane olduğundan 406'nın iki katı olan 812 H tarihi ortaya çıkmaktadır. Ebcet hesabı değerlendirmesinin doğru olduğu kabul edilirse, eser 812 H. (1489) yılında yapılmıştır. Bu tarihin Ulu Cami'nin ilk yapılış tarihi olan 1513 ten önceye ait olması bakımından büyük önemi bulunmaktadır. Her ne kadar bugün için cümle kapısında kabartma olduğu söylenen iki kuş figürü bulunmamakta olsa da, kapı etrafını çeviren bordürün sağ kenarında karşılıklı iki kuş figürünün izleri görülmektedir. Eserin cümle kapısı üzerindeki alınlığa yazılmış olan kitabede 1184 H (1770) tarihi okunmakta olup, bu tarihten, eserin esaslı bir şekilde Hacı Hasan Ağa adında bir hayırsever tarafından onartıldığı anlaşılmaktadır. Yaklaşık 10 metre x 10 metre plan ölçülerinde, tek mekanlı, tek kubbeli küçük bir mescittir. İri, blok kesme taşlardan yapılmış olan mescidin beden duvarları alçak bir platform üzerinde ve kare plandadır. Yüksek kasnaklı bir kubbe ile örtülmüş olan eser, dıştan bir türbeyi andırmaktadır. Kare planlı tek kubbeli yapıda kubbeye geçiş pandantiflerle sağlanmaktadır. Kubbe aynı zamanda yere kadar inen ve her cephede yer alan dört askı kemerine oturmaktadır. Yapı güney ve batı cephede yer alan altta ikişer, üstte birer adet pencere ile aydınlanmaktadır. Yapının giriş kapısı, bitkisel desenli rölyefle bezemeli olup mihrabı taştandır.
BEBEKLİ KİLİSE
Üzerinde Meryem'in tunçtan heykelinin bulunduğu, tahminen 1880-90 yılları arasında yapılan Adana'nın merkezindeki İtalyan Katolik kilisesidir. Ermeni Apostolik Kilisesi olarak inşa edilmiştir.
1915 Ermeni Olayları'ndan sonra Adana'da Ermeni cemaat kalmamıştır ve Bebekli kilise Katolik Cemaate verilmiştir. Kilisenin tepesindeki Meryem Ana’nın 2.5 metrelik Tunç Heykeli bebeğe benzetildiği için halk arasında Kilisenin ismi "Bebekli Kilise" olarak geçer. Kilise, Hz.İsa'nın vaazlarını ve öğretilerini 1. yüzyıl dünyasında pagan inanışındaki Roma dünyasına öğreten bir Hristiyan elçi Pavlus adına yaptırılmıştır. Kilise hem katolik cemaati, hem de Protestan Cemaati tarafından kullanılmaktadır. Kilise, 2011 yılında kılıç ve bıçakla saldırıya uğramış, İsa ve Meryem ikonaları kırılıp, eşyaları tahrip edilmiştir.
---
TUZ HANI
Tuz Hanı'nın günümüze ulaşan bölümleri Vakıflar Bölge Müdürlüğünce kiraya verilmiştir. Arsasında tek katlı dükkanlardan oluşan ve Vakıflar Çarşısı-Tuz Hanı adı verilen bir çarşı bulunmaktadır. Adana Ulu Cami'inin yanında yer alan Tuz Hanı (Ramazan oğlu Halil Beyin selamlık dairesi) Halil Bey tarafından 903 H. (1497) tarihinde selâmlık olarak yaptırılmış, fakat son yüzyıl içinde develerle getirilen tuzların burada satılmasından halk arasında Tuz Pazarı Hanı ismini almıştır. Bugün sadece bir avlusu ve avlunun Batı köşesinde bulunan küçük bir mescit ile bu mescide bitişik hamamı kalmış olan selamlık dairesinin diğer kısımları yıkılarak ortadan kalkmıştır.
Memluk mimari özelliğini taşıyan ve kare planlı mescidin tamamı kesme taştandır. Yüksek kasnaklı mescidin üzerini sivri bir külahı andıran kubbe örtmektedir. Mescidin bitişiğinde bulunan, fakat bugün, soğukluğu ve soyunmalığı yıkılarak ortadan kalkmış olan hamamın sıcaklık kısmı kalıntıları da aynı külliyenin parçalarını teşkil eder. Hamamın kapısı üzerindeki kitabede 903 H. (1497) tarihi okunmaktadır ki bu da Ramazanoğlu Halil Beyin emirliğine rastlamaktadır. Yapının günümüze ulaşan bölümleri Vakıflar Bölge Müdürlüğünce kiraya verilmiştir. Arsasında tek katlı dükkanlardan oluşan ve Vakıflar Çarşısı-Tuz Hanı adı verilen bir çarşı bulunmaktadır.
---
ADANA ARASTASI
Büyük Saat Kulesi’nin tam karşısında bulunmaktadır. Bugün, Bakırcılar Çarşısı, Kapalı Çarşı (Bezzasistan), Gön Hanı (Vakıf Çarşısı) ve tarihi Ramazanoğlu Çarşısı’nın merkezini teşkil etmektedir. Halk arasında “bedesten”, “Adana Çarşısı” veya “Üstü Örtük Çarşı” olarak da bilinen eser, Ramazanoğlu Piri Bey tarafından kentin ticari hayatını canlandırmak üzere inşa edilmiştir.
Arşiv kaynaklarında 8 kapılı çarşı olarak geçer. Bu kapıların, dördü güneyde, ikisi kuzeyde, biri batıda ve diğeri doğuda yer almakta, yerinde yaptığımız tespitlerde bu ifadeleri doğrulamaktadır. Bedesten büyükçe bir avlu içine alınmıştır. Avlu etrafında ise çeşitli dükkânlar ve hanlar yer alır. Çarşıda ehl-i sanayi dükkânlarının bulunması, dükkânların bir kısmında üretim yapıldığını göstermektedir. Çarşı merkezinde Çarşı Hamamı bulunur. Hamamın yanında “Pamuk Kapanı Hanı”, onun yanında boş bir arsa ve ekmek fırını bulunmaktadır. Arastanın güneyinde bugün Bakırcılar Çarşısı olarak bilinen çarşıda bakkal, attar ve diğer sanatkârlara ait 186 dükkân ve 14 fırın bulunduğu bilinmektedir. Bu dükkânların yanı sıra 2 kıl dokuma dükkânı ve 1 deri işleme dükkânı yer alır. Arastanın içerisinde toplam 51 adet dükkân olduğu kaynaklarda geçmektedir. Ancak bugün yeni yapılan dükkânlarla bu sayı artmış ve çarşının etrafı yeni dükkânlarla kapatılmış durumdadır.
Bu yapı, bedesten olarak adlandırılsa da klasik bedesten mimarisinden çok arasta planına daha uygun olup, uzunlamasına dikdörtgen planlıdır; bir orta koridor ile üç bölüme ayrılmış ve orta bölüm yanlara göre daha geniş ve yüksek tutulmuştur. Her iki yanda üstleri beşik tonozla örtülü karşılıklı dükkânlar sıralanmaktadır. Bedestenin kuzey ve güney duvarlarına açılan dikdörtgen birer pencereyle aydınlatılan yapının, biri doğuda ve diğeri batıda olmak üzere iki kapısı vardır. Doğu kapısının sağ üst köşesinde XIX. yüzyıla ait bir onarım kitabesi bulunmaktadır. Günümüzde çarşı içinde yer alan dükkânların çoğu yapılan onarımlar sonucunda özgünlüğünü kaybetmiştir. Adana Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü yenileme çalışmaları ile özgün durumuna getirilmesi amaçlanmaktadır. Bugün Vakıflar Çarşısı olarak adlandırılan yapı, XVI. yüzyıla ait olup, onarım kitabesinden 1267 / 1850 yılında Kel Hasan Paşa tarafından tamir ettirildiği anlaşılmaktadır.
ADANA BEDESTENİ
Mimari tarzına göre 16. yüzyılda yapıldığı düşünülen Adana Bedesteni, kitabesine ise göre 1267 H. (1850) tarihinde Kel Hasan Paşa tarafından onartılmıştır. Bugün Bedesten içinde yer alan dükkanların hemen hemen tamamı mimari özelliklerini ne yazık ki kaybetmiş durumdadır. Bedesten civarı, ticari anlamda halen Adana ekonomisindeki önemini korumaktadır.Bedesten Çarşı içinde ve Büyük Saat Kulesinin tam karşısında bulunmaktadır. Çevresi yeni yapılmış dükkanlarla kapanmış olan kapalı çarşı, bedesten olarak adlandırılmakta ise de klasik Bedesten mimarisinden çok, arastalara daha uygun bulunmaktadır.
---
ZİLLİ DEDE TÜRBESİ
Adana Sular İdaresi’nin arkasında, belediyeye ait gül bahçesinin içerisindedir. Türbe tek bir odadan meydana gelmektedir. Odanın ortasında Zilli Dede’nin sandukası vardır. Sandukanın üzeri yeşil kumaşla kaplı, üzerinde Türk Bayrağı serilidir.
Zilli Dede Türbesi’ni Ayşe Ökmen yaptırmıştır. Ayşe Ökmen 1986 yılında Adana Sular İdaresi’ne gitmiş, işi uzun sürünce namaz vakti gelmiş, Etrafta namaz kılacak yer arayan Ayşe Ökmen, Zilli Dede’nin mezarının yanındaki kayanın arkasında namazını kılmaya karar vermiş. Ayşe Ökmen namaz kılarken, karşısına 22 yaşlarında bir genç çıkmış. Bu genç kendisinin Zilli Dede olduğunu söylemiş. Ayşe Ökmen’den türbesini yaptırmasını istemiş. Ayşe Ökmen de 3 kat olan evinin 4. katını yaptırabilirse, kendisinin türbesini yaptıracağını söylemiş. Ayşe Ökmen, ertesi gece rüyasında, evinde iskeletlerin asılı olduğunu, Zilli Dede’nin, oğluyla konuşup ona bir kaç kağıt imzalattığını görmüş. Bir başka rüyasında Zilli Dede’nin uçaktan düştüğünü, bir başka rüyasında da Zilli Dede’nin annesiyle beraber röntgen filmi çektirdiğini görmüş. Bu rüyalar sonunda Zilli Dede’nin türbesinin yapılması için acele ettiğini anlamış. Bu rüyaların görüldüğü günlerde 4 milyonluk dikiş işi almış. Eline para geçince, evinin 4. katı ile Zilli Dede Türbesi’nin yapımına aynı günde başlamış. Böylece türbe bugünkü görünümüne kavuşmuş.
---
VALİ ZİYA PAŞA
1825’te İstanbul’da doğdu, 17 Mayıs 1880’de Adana’da yaşamını yitirdi. Asıl ismi “Abdülhamid Ziyaeddin.” Galata Gümrüğü’nde katiplik yapan Erzurumlu Ferideddin Efendi’nin oğlu. Bayezit Rüşdiyesi’ni bitirdi. Özel derslerle Arapça, Farsça öğrendi. Bir süre Sadaret Mektub-i Kalemi’nde çalıştı. 1855’te Mustafa Raşid Paşa aracılığıyla sarayda Mabeyn Katipliği’ne atandı, bu sırada Fransızca öğrendi.
Ali Paşa sadrazam olunca saraydan uzaklaştırıldı. 1861’de Kıbrıs, 1863’te Amasya Mutasarrıfı ve Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye üyesi oldu. 1865’te Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ne katıldı. Yeniden Kıbrıs’a atanınca 1867’de Namık Kemal ile birlikte Londra’ya kaçtı. Birlikte Yeni Osmanlılar’ın yayın organı olan Hürriyet gazetesini yayınladılar. Namık Kemal‘in ayrılmasından sonra gazetenin sorumluluğunu üstlendi. 1870’te Cenevre’ye gitti. Ali Paşa’nın ölümünden sonra 1871’de İstanbul’a döndü. 1872-1876 arasında Şurayı Devlet üyeliği ve maarif müsteşarlığı yaptı. Anayasayı hazırlayan Kanun-i Esasi adlı kurumda görevlendirildi. 1’inci Meşrutiyet’in ilanından sonra 1877’de vezir rütbesiyle önce Suriye Valiliği’ne ardından Adana Valiliği’ne atandı. Adana’da yaşamını yitirdi. 2 yıla yakın valilik yaptığı Adana'da 17 Mayıs 1880'de sirozdan hayatını kaybetti. Büyük bir cenaze töreninin ardından Adana Ulu Camii yanına defnedildi. 1881 yılında Adana valisi Abidin Paşa tarafından Ziya Paşa için türbe yaptırıldı. Türbenin etrafı 1960'larda park haline gelmiştir.
“Nush ile Yola Gelmeyeni Etmeli Tekdir, Tekdir ile Uslanmayanın Hakkı Kötektir” atasözü değildir, Ziya Paşa’nın Terkib-Bend adlı eserinde yer almaktadır.
---
RAMAZANOĞLU KONAĞI
Ramazanoğulları Beyliği döneminde inşa edilmiş olup halen bir kültür merkezi olarak kullanılmaktadır ve Türkiye'deki en eski konak örneklerinden biridir. Ulu Camii'nin güneydoğusunda, Ramazanoğulları'nın Harem'i olarak kullanılmakta olup beyliğin mütevazı bir ifadesinin yanı sıra Mısır'ın Memlûk konaklarına benzeyen önemli bir eserdir. Güney kapısındaki yazıta göre Haremlik, Hicrî takvimin 900. yılın Şaban ayında (Nisan 1495) Halil Bey tarafından tamamlandı. Bununla birlikte, bu tarih tüm binanın bitiş tarihini göstermemektedir. 1495 yılında tamamlanan bölüm, daha önce inşa edilmiş kuzey tarafında başka bir yapıya eklenmiştir. Harem'in yanında, devlet dairelerinin bulunduğu Selamlık vardı. Selamlık uzun yıllar bakımsızlıktan eskidi ve günümüzdeki tek kalan kalıntısı kubbe ve hamam olduğu düşünülen kısımdır. Osmanlı döneminde konak, Kanuni Sultan Süleyman ve I. Selim de dahil olmak üzere, Adana'yı ziyaret eden sultanların ikametgâhı olarak hizmet vermiştir.
Ramazanoğlu Konağı, alt kesimde kesme taştan, üstte tuğladan yapılmış mimari ile mütevazı bir görünüme sahiptir. Zemin kat, asma kat ve üst kattan oluşan, dikdörtgen şeklinde (16x10.5m) 3 katlı bir yapıdır. Binada ayrıca L şeklindeki zemin kat planının doğu ucuna yerleştirilmiş bir avlu bulunmaktadır. Zemin katın güney kesiminde taşlık mekanın iki yanında yer alan iki odadan merdivenlere çıkan taşlık bölüm bulunmaktadır. Koridorun ortasında ve kuzey kesiminde kasık tonoz odası ve beşik tonoz koridoruna açılan bir kapı bulunmaktadır. Bu kuzey kısım, büyük olasılıkla sarmal merdivenlerin çıkacağı konağın Selamlık'ı idi.
Asma kat, bir mutfaktan, iki odadan ve aradan koridordan oluşur. Üst katta, inişin batısındaki banyo kabini ve güney ucunda büyük bir yatak odası bulunmaktadır. Konakta, batıdaki büyük odanın batı duvarında, mihraplarda sıklıkla görülen bir Kur'an ayeti olan ve "Zekeriyya Meryem'in bulunduğu mihrâba her girdiğinde" anlamına gelen, "Küllema dahele aleyha Zekerriyya'l-mihrabe" yazısı bulunur. Bunun dışında hiçbir süs bulunmamaktadır. Son restorasyonda kaldırılan hat, bu odanın salonun mescidi olarak kullanıldığını göstermektedir.
---
ADANA KIZ LİSESİ
Seyhan ilçesi Debboy Caddesi’nde Seyhan Nehri kıyısında, Taş Köprü’nün güneyinde yer almaktadır. Sultan Abdülhamit zamanında Adana Valisi Abidin Paşa tarafından 1881‐1883 tarihleri arasında Askeriye Rüştiye (askeri ortaokul) olarak yaptırılmıştır. 1885 yılında lise bölümü de eklenmiş ve Adana Mülki İdadi Mektebi adını almıştır. 1908 yılında okulun adı Mekteb‐i Sultani olmuş, 1923 yılında ise Adana Lisesi adını almıştır. 1932 yılından 1998 yılına kadar yatılı Kız Lisesi olarak hizmet veren okul, 2005 ‐ 2006 yıllarında restore edilerek Kültür ve Sanat Merkezi olarak hizmete açılmıştır.
---
ADANA ERKEK LİSESİ
ilk adı Mekteb-i Rüşdiye-i Askeri olan ve kuruluşu resmi olarak 1883'e tarihlenen, Adana'nın en eski okulu. Erken dönem kayıtları Adana'nın işgali sırasında yok edilen lise, 1924'te Adana Lisesi, 1927'de Adana Erkek Lisesi adını almıştır. Okul 1932'de, eski ismi Adana Sultanisi olan Adana Kız Lisesi'nin kurulmasıyla, yerini bu okula bırakarak bugünkü yerine taşınmıştır. Okulun eski tarihi binası halen ayaktadır. İlerleyen yıllarda bu binaya ek binalar da yapılmıştır. Uzunca süre erkek öğrencilerin okuduğu okulda daha sonra karma eğitim başlamıştır. Bir dönem yabancı dil ağırlıklı (Süper Lise), Müfredat Laboratuvar Okulu gibi alt bölümleri olan okul halen Adana Erkek Anadolu Lisesi adıyla hizmet vermektedir.
Orhan Kemal, Yılmaz Güney, İlhan Selçuk, Turhan Selçuk, Demirtaş Ceyhun, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Faruk Tınaz, Hakkı Bulut, Aytaç Arman, Ruhi Su, Murat Kekilli, Ali Özgentürk, Nihat Ziyalan gibi isimler Okulun mezunlarındandır.
---
RAMAZANOĞLU MEDRESESİ
1495 yılında Ramazanoğlu Halil Bey tarafından yaptırılmıştır. Adana'nın en eski yapıları arasında yer alır. Giriş kapısındaki yazıtta inşa tarihi belirtilmiştir. Piri Paşa Vakfiyesinde yüksek ve büyük bir bina olduğu, bahçe içindeki yapının kışlık ve yazlık olarak inşa edilmiş olduğu belirtilmektedir. Yavuz Sultan Selim'in Mısır ve 4. Murat'ın Bağdat seferlerine giderken burada üçer gece kaldıkları bilinmektedir.
Medrese, klasik Türk mimarisinin özelliklerini taşıyan bir yapıdır. Taş işçiliği, ahşap oymacılığı ve geometrik süslemeler, yapının estetik görünümünü zenginleştirir. Medresenin merkezinde yer alan avlu, dört eyvanla çevrilidir. Bu eyvanlar, hem ibadet hem de ders verme amaçlı kullanılmıştır. Medresenin en önemli bölümlerinden biri olan hünkâr odası, özel misafirlerin ağırlandığı ve önemli toplantıların yapıldığı mekandır. Medresenin harem kısmı, öğrencilerin kaldığı odalardan oluşurken, selâtin kısmı ise hocaların ve idarecilerin konakladığı bölümdür. Medresenin iç ve dış duvarlarında geometrik motifler, bitkisel süslemeler ve hat sanatına ait örnekler görülmektedir. Bu süslemeler, İslam sanatının özgün özelliklerini yansıtmaktadır.
Ramazanoğlu Medresesi, sadece mimari bir yapı olmakla kalmayıp, aynı zamanda dönemin sosyal ve kültürel hayatına dair önemli bilgiler sunmaktadır. Medrese, uzun yıllar boyunca eğitim ve öğretim faaliyetlerine ev sahipliği yapmış, bölgenin dini ve kültürel hayatına yön vermiştir. Medresede İslam dini ilimleri, fıkıh, tefsir ve hadis gibi konularda dersler verilmiştir. Medrese, aynı zamanda sosyal etkinliklerin gerçekleştirildiği bir merkez olmuştur. Medrese, Osmanlı dönemi Adana'sının sosyal ve kültürel hayatına dair önemli bilgiler sunan bir tarihi belgedir.
---
ADANA KALESİ
Geç Roma Dönemi'ne kadar uzanan kale çeşitli yönetimler altında kullanılmış olup, Harun Reşid'in halifeliği zamanında Abbasiler tarafından mevcut kale yıktırılarak bulunduğu yere daha büyük bir kale yaptırılmıştır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde şu şekilde anlatılmaktadır: "Dört köşeli çevresi dört yüz adımdır. Yedi kulesi, iki kapısı vardır." 18. yüzyıl Osmanlı döneminde şehrin güvenliği, hazinenin saklanması ve hapishane olarak da kullanılmıştır. Kale kapılarından birisi Taşköprü'den şehre girişte de kullanılmıştır. Yunan İsyanını bastırmak isteyen Osmanlı, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'dan yardım istemiş, bunun karşılığında Kavalalı Mehmet Ali Paşa ise Mora’yı istemiştir. Yunanistan'ın bağımsızlığı sonucu Mora'yı alamayan Kavalalı Mehmet Ali Paşa saldırıya geçmiştir.
Kütahya Antlaşması sonucu Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın oğlu Kavalalı İbrahim Paşa Adana taraflarına çekilmiştir. 31 Temmuz 1832'de Adana Mısır Ordusu'nun eline geçti. 8 Ekim 1832'de kalede cephane patlaması, kale ve köprüde hasar meydana geldi. Adana Kalesinde meydana gelen bu olay sonrasında Kalekapısı ve İçkale'de önemli ölçüde yıkıma uğramıştır. II. Mahmud Kütahya Antlaşması'ndan memnun kalmamıştı ve Osmanlı casusları tarafından yağma yapıldığı düşünülüyordu. Çözülemeyen sorunlar sonucunda 4 yıl sonra Kavalalı İbrahim Paşa Mısır'a çekilirken Osmanlıların eline geçmemesi amacıyla Adana Kalesi'ndeki cephaneyi ateşe verdirtmiş ve kale duvarlarının bir kısmı yıkılmıştır.
---
ATATÜRK ve KÜLTÜR MÜZESİ
Atatürk, Büyük Zafer'den sonra, Başkomutan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak Güney Anadolu'ya ilk gezisini 1923 yılı Mart ayının ortalarında yaptı. Yanında, bir buçuk ay önce İzmir'de evlendiği eşi Latife Hanım, bazı milletvekilleri ve yaverleri de vardı. 13 Mart 1923 günü Ankara'dan kalkan özel tren, Konya'da kısa bir duraklamadan sonra, 15 Mart 1923 günü Adana İstasyonu'na girdi.
Adana, Adana olalı böyle bir kalabalığı bir arada görmemişti. Şehir bayraklarla donatılmış, Atatürk'ün geçeceği caddelere taklar kurulmuş halılar serilmişti. İstasyondaki karşılama töreninden sonra, Atatürk, doğruca Hükümet Konağı'na buradan da, kendisi için hazırlanan Suphi Paşa Konağı'na gitti.
Bu, Atatürk'ün Adana'ya ikinci gelişiydi. Atatürk, ilkin, 31 Ekim 1918 de Yıldırım Orduları Grubu Komutanı olarak, Halep'den Adana'ya gelmiş, 10 gün süre ile Komutanlık Karargahında kalmış, sonra da İstanbul'a gitmişti. Şimdi hem Başkomutan, hem Devlet Başkanı olarak Adana'ya geliyordu.
Atatürk ve eşi Latife Hanım, Suphi Paşa Konağında iki gece konuk oldular. Bu Konak, Adana'da Seyhan nehri kıyısında, Eski Köprü ile Yeni Köprü arasındaydı. 1882 yılında Reji Dairesi ve lojman olarak yaptırılmıştı. 1902 yılında Adanalı Suphi Paşa, Konağı satın alarak bazı odalar eklenmişti. Atatürk'ün Adana'ya geleceği öğrenilir öğrenilmez, Adana Belediye Başkanı Ali Münif (Yegena), onun kalabileceği en uygun yer olarak bu konağı seçmişti. Nitekim Atatürk, 13 Ocak 1925 te Adana'ya tekrar geldiği zaman, yine bu köşke misafir edilmişti. Artık, bundan sonra Suphi Paşa Konağı Atatürk Evi olarak tanınıyordu.
Bugün, Adana - Atatürk ve Kültür Müzesi, Eski Suphi Paşa Konağında 1982 yılında düzenlenerek ziyarete açılmış Konağın, nehre bakan kemerli bir kapısından içeri girilir. Buradan selamlık adı verilen geniş bir salona geçilir. Alt katında üç odası, kiler ve mutfakları vardır. Salondaki bir merdivenle üst kata çıkılır. Üst katta büyük bir salon, odalar, haremlik v.s. vardır. Atatürk, konağın kuzeyindeki caddeye bakan yönünde ve köşede bulunan cumbalı odada yatmış, bitişiğindeki odayı da çalışma odası olarak kullanmıştır. Konağın bu yönünde ikinci bir giriş kapısı bulunmaktadır.
Üzeri tuğla çatı ile örtülü Suphi Paşa Konağı (Atatürk Evi)nin güneyinde, havuzlu, geniş bir bahçesi bulunmaktadır.
Müzenin Bölümleri
Alt Kat
Çalışma Odası: Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonraki yıllarda çıkan yerel gazetelerden Yeni Adana, Türk Sözü, Çukurova, Dirlik gazetelerinin yer aldığı bölümdür.
Kütüphane: Osmanlıca ve Türkçe (Latin harfleriyle) yazılı 2000'e yakın kitap vardır. Kitapların çoğu bağış yoluyla sağlamıştır.
Üst Kat
Sofa: Emekli subay Nevzat Duruak tarafından yapılmış olan Atatürk'ün mumdan heykeli yer almaktadır.
Yatak Odası: Pirinç karyola, sim işlemeli yatak, masa örtüsü, ayrıca Maraş işi iki koltuk ve elbise dolabı bulunmaktadır.
Çalışma Odası: Maraş işi koltuk, masa, sandalye, telefon, dolap ve Atatürk' ün portresi bulunmaktadır.
Basın Odası: Vitrin içerisinde Yeni Adana Gazetesi'nin ciltlenmiş Pozantı nüshaları ve çalışanlarının çerçeveli resimleri bulunmaktadır.
Mücahitler Odası: Gani Girici'nin ve bazı mücahitlerin portreleri, Gani Girici' ye ait madalya ve Atatürk'ün ölüm anına, 9:05'e ayarlanarak durdurulmuş bir saat bulunmaktadır.
Oturma Odası: Cevizden sandalye, nargile, madeni mangal, kilim ve halılar bulunmaktadır.
Hatay Odası: Atatürk Adana'ya geldiğinde, Ayşe Fıtnat hanımın başkanlığında bir grup Fransız işgalindeki Hatay'dan gelerek Atatürk' ün huzuruna çıkmış ve ona siyah gül hediye etmiştir. Buna karşılık, Atatürk de "Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde kalamaz." demiştir. Bu olayı anlatmak için mankenler konmuştur. Ayrıca ceviz oymalı sehpa, Türk bayrağı ve Hatay'dan gelen heyetin çeşitli boylarda fotoğrafları bulunmaktadır.
Silah Odası: Cins ve ebatları değişik tüfekler, tabancalar, paşa apoleti, Atatürk'ün doğduğu evin maketi, Anıtkabir'e Osmaniye'den giden taşın numunesi ve vitrin içerisinde çeşitli yıllara ait madeni paralar bulunmaktadır.
Yaver Odası: Atatürk'ün yaverinin kaldığı oda içerisinde pirinç karyola, sim ve gümüş işlemeli yatak örtüsü, ceviz kaplamalı elbise dolabı, madeni ibrik ve leğen bulunmaktadır.
Kuva-yi Milliye Odası: Atatürk, İsmet İnönü ve Kuva-yi Milliye döneminde emeği geçen ve Kuva-yi Milliye hareketini başlatanların büstleri bulunmaktadır.
---
ADANA MÜZESİ
Adana Kebabı’nı yemeden, içli köftesinin ve lahmacunun tadına doymadan, yanında şalgam suyunu içmeden, bereketli topraklarından yetişen malzemelerden özenle yapılan çeşit çeşit salatalarının tadına bakmadan, tarihi atmosferde dolaşırken aşlama içmeden (meyan kökünden yapılmaktadır) yaz havasında serinleten Bici bicinin tadına bakmadan, lezzetiyle sıcacık halka tatlıyı yemeden dönme.
Hediyelik Eşyaları
Maalesef Hiçbir Otel Bulunamadı.
Maalesef Hiçbir Gezi Bulunamadı.
Maalesef Hiçbir Araç Bulunamadı.
Maalesef Hiçbir Gemi Bulunamadı.
Adana Hakkında
